1. Bir körün araba kullanması: Açık Döngü Kontrol
2. Gören birisinin araba kullanması: Geri Beslemeli Kontrol
3. Mahmut Can KOVAN’ın araba kullanması: Pes Etmek Yok!
1. Bir körün araba kullanması: Açık Döngü Kontrol
2. Gören birisinin araba kullanması: Geri Beslemeli Kontrol
3. Mahmut Can KOVAN’ın araba kullanması: Pes Etmek Yok!
Giden Metrobüsün Ardından…
Ulan ben de hep kahverengi kısımlarda takılıp kalıyorum.
Bunu oturup çizmişler bide açıklamışlar. Allah akıl fikir versin ne diyeyim.
Kazanın ardından üç hafta geçti. Ne diyebileceğimi bilemiyorum. Hayatımın belki de en zor zamanlarından birini geçiriyorum bu aralar. Yani zor dediysem fiziksel bir zorluk değil. Tek göz çift göz arasında öyle bariz farklar yok. Hatta bugün hava biraz düzelirse bisikletimi yıkayıp montajlayıp test sürüşü yapasım var. Neyse konumuz bisiklet değil tabi. Dün kortizon kullanmayı bıraktım. (Azalarak bitti) İlk olarak şunları söyleyeyim. Üç haftalık kortizon kullanımı ya bende ters etki yaptı ya da acısı sonra çıkacak. Bir ay önce İstanbul’a dönerken tartıldığımda 79 kiloydum. Dün sabah tartıldığımda 74’e düşmüşüm. Kortizon artı üç haftalık hayvani yatış periyodunda nasıl oldu da 5 kilo verdim gerçekten bilmiyorum. Neyse zaten şimdi Denizli’deyim ve hayvani yatışım devam ediyor. Kortizonun bitmesiyle tuzlu yeme yasağım da kalktı. Ha bu arada gene kortizonla ilgili bir kaç bilgi daha vereyim. İnsanın hiç iştahı kalmıyor. Yemek yemek hakkaten bir zevkten çok ihtiyaç gibiydi bu dönem. Yalnız su için de tam tersini söyleyebilirim. Susuzluktan kırıldım üç haftada. Ben bu kadar çok su içtiğimi (ki normalde diğer insanlara göre bi tık fazla su içerim) hatırlamıyorum. Dolayısıyla bu kadar tuvalate de gittiğimi hatırlamıyorum. Allam neydi o öyle :) Neyse artık iştah konusunda bir sıkıntım kalmadı. Hem kortizonu bırakmış olmam hem de sanırım Denizli’ye gelmiş olmamın etkisiyle hayvan gibi yemeye başladım. Kortizon ve üç haftanın bir başka etkisi sivilce oldu. Özellikle sırtım ve alnımda galaksiler gökadalar var şu an. Gerçi suçu kortizona atıyorum ama gözümün korkusuna doğru düzgün ne banyo yaptım ne duş aldım. Hatta sayı da vereyim. Toplamda 3 kez banyo yaptım. Bi de sürekli yatar vaziyette olunca sivilceler coştu tabi. Neyse zaten sivilce önemli değil yakında geçerler de şu banyo korkusu felaket. Her sabah duş almadan evden çıkamayan ben şu an ne haldeyim. Evet kokuyorum ince ince. Yanıma fazla yaklaşmayın :)
Kokmak, sivilceler fazla kilolar… Bunları boşuna uzun uzun anlatmıyorum. Üç hafta önce neredeyse hiç umut verilmeyen bir göze, an itibariyle de umut verilen ama hala görmeme ve sönme riski taşıyan bir göze sahibim. Göz lan bu boru değil. Oturup ağlamam lazım, ağlamıyorum. Yazı gerçekçilikten ufak ufak kayıp romantizm akımına oturuyor. Üç haftadır Pes Etmek Yok! diyorum her yerde. Kiminle konuşsam en son bunu söylüyorum, kime bir şeyler yazsam en sona mutlaka Pes Etmek Yok! cümlesini ekliyorum. Ben bu kadar konsantre olabileceğimi bilmiyorum. Kendimle savaştım durdum. En büyük silahım bu cümle oldu. yok yok en büyük silahım bu cümle olmadı. Üç hafta önce o pense gözüme geldiğinden beri neredeyse ilk saatlerden itibaren beni yalnız bırakmayan insanlar en büyük silahım oldu. Hayır kimseye de haber etmedim nereden duydunuz? İyi ki duydunuz. Murat Karaçorlu’nun kliniğinden çıktıktan sonra (maalesef Mahmut Bey, sol gözünüz muhtemelen görmeyecek) eve gelen arkadaşlarıma (buraya daha sonra bir kaç kişi daha eklenecek unutmadım ama şimdi yazıyı uzatmak istemiyorum) ne diyeceğimi bilemiyorum. O gün orada olmasaydınız ben tam o noktada inancımı kaybedebilirdim. Bu tarz işlerde inanç önemli. Evet sadece inanmak yetmez şans da önemli. Nitekim şanslıydım ve gözüm o en küçük ihtimaller üzerinden iyileşiyor (şu an) ama şans hazır olana gelir. Ben o gün inancımı kaybetseydim ve doktorlara o bitik gözlerle baksaydım şimdi bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik. Hakkaten romantizm dolu bir yazı oldu. Toparlayayım. Üç haftanın özeti şu aslında: Sol gözüm tekrar görecek. Pes Etmek Yok!
Not: Teşekkür işini en sona bırakacağım için isim vermemeye dikkat ettim. Sonra vay efendim niye adım yok demeyin :)
5. yarış ve 5. farklı pilot yarışı kazanıyor. Bu sezon gerçekten enteresan geçiyor :)
(Source: kimi-raikkonen)
26.04.2012
Sabahın köründe Kontrol Sistemleri dersi için kalktım tee Davutpaşa’ya gittim. Oyy hikaye böyle gitmeyecek galiba. İlk cümleyi yazarken bile sıkıldım. Ben serbest takılayım. Geçen perşembe Ae2 Project’in bu yıl ki aracının hız sayacı donanımını doğru düzgün çalıştırabilmek için saat 16.00 sularında Olcay’la Ae2 Arena’ya gittik. Atölyede çalışırken hiç olmayacak bir şey benim başıma geldi. Olcay penseyle plastik kelepçe sıkarken ben olay mahalline fazla yaklaştım. O da belki 1000 kez çekse 1 kez elinden kaçırır o penseyi o kaçıracağı an bana denk geldi. Olanla olunmayacağı için bu kısmın önemi yok. Pense 5 cm kenardan geçse yüzüme bile değmeyecek bir santim yukarı çarpsa göz çukurumu parçalayacaktı. Ayrton Senna bu duruma benzer santim farklarıyla hayatını kaybetmişti. Dediğim gibi buranın pek bir önemi yok. Pense gözüme gelmese ve atölyeden elimi kolumu sallayarak çıksam belki de gözüme göktaşı çarpacaktı. Kabul edeyim gözüme göktaşı çarpsaydı durum daha ilgi çekici olurdu. Yaralandıktan sonra gözümü açamadığımı farkettiğimde ve bol miktarda sıvı aktığını gördüğümde durumun ne kadar ciddi olduğunun farkına vardım. O an “aha göz gitti” dedim ve tansiyonum düşmeden tabureye oturdum. Tabureden düşmüşüm bi kaç saniyeyi hatırlamıyorum o sırada. Tabureden düştüğümü farkettikten sonra aklımdan ilk geçen şey; “şu çaydan bi yudum daha alsaydım nerde benim çayım” muadilinde bir şeylerdi. Muadili yokmuş midilli verdiler Olcay’dan su istedim. Su verdi bana. Sonra Engin hoca geldi. Medicana diye bir hastaneye gittik. Oradaki doktor Yıldız Mediko’nun eski başhekimiymiş. Hemen kontrol etti ve acilen göz hastanesine gitmemiz gerektiğini, durumun ciddi olduğunu söyledi. Medicana’dan çıkıp oraya en yakın göz hastanesi olan İstanbul Göz Hastanesine gittik. Beni iki doktor kontrol etti. Her iki kontrolde de ışığı gördüm. Acilen ameliyat olmam gerektiğini söylediler zira o sırada gözüm delikti. (baya baya küre delik yani) E dedik tamam ne duruyorsunuz hemen ameliyat edin. Yok dediler bizim ameliyathanemiz yok. Siz en iyisi Çapa’ya gidin. Trafiğin pik yaptığı anda Çapa’ya yapıştırdık ama içeri giremeden haber geldi: “Saat dörtten sonra ameliyat yapamıyoruz, Cerrahpaşa’ya gidin.” Bu arada biz bu hastaneleri gezerken Ae2 ekibinin bir başka bölümü de çeşitli toplu taşıma imkanlarını sonuna kadar kullanarak bizi takip ediyordu. Zaten ameliyat mevzusunu da bu sayede öğrendik. Çapa’dan çıkıp bir Burger King moto kuryesi sayesinde Cerrahpaşa’ya gittik ve orada da aynı cevabı aldık. Tabi o trafikte zigzag çizerek gidince -ki zaten bu tarz durumlarda midem kolay bulanır-Cerrahpaşa’dan da öyle bir cevap alınca dedim ben bu oyuna kusarım. Doktorların otoparkına kustuktan sonra rotayı Beyoğlu Göz Hastanesine çevirdik. Motokurye bizi oraya kadar götürecekti ama sonra karar değiştirip Dünya Göz Hastanesine doğru yola çıktık. Trafik çok sıkışık olduğu için Engin Hoca eşini aradı ve Back-up adlı hizmet firmasından özel ambulans talep etmesini istedi. Back-up’ın ayarlayacağı ambulans abi anca 25-30 dakika’da taksimde olurum ben dedi. 112 ambulansı da özel hastanelere götüremeyeceğini sevk gerektiğini söyledi. Engin Hoca’nın yol bilgisi ve hızlı sürüşüyle 10-15 dakika gibi bir sürede Taksim Mecidiyeköy hattını yarıp Etiler Dünya Göz Hastanesi yoluna girdik. Unkapanı civarlarındayken önce Özgün Baştaş’a ulaşmaya çalıştım ona ulaşamayınca Liseden çok yakın bir arkadaşımın ablasının sevgilisine ulaştım. O kısım Gizem (Liseden çok yakın arkadaşım) için biraz enteresan geçti. Durumu ona anlatmadık ama telefonla Olcay konuşunca ve tutarsız bir kaç cevaptan sonra işlerin pek de yolunda gitmediğini anladı. (Evet evet bisikletten düştü evet ve takatini harcamak istemiyor o yüzden konuşmak istemiyor cevapları da baya etkili oldu sanırım) Tıp okuyor o kadar öykü alıyor anlasın zaten işi ne. Gizem vasıtasıyla Melih abiye ulaştık. Benim niyetim sadece olaydan haberi olsun acil bir şey gerekirse çabuk reaksiyon verebilsindi ama o tuttu direk Etiler Göz Hastanesine geldi. Etiler Göz Hastanesinde yapılan ilk muayenede gözümde ciddi bir yaralanmanın olduğu ve acilen ameliyata girmem gerektiği ancak şu an hastanede bulunan icapçı doktorun da aşağı yukarı benim durumuma benzer bir yaralanma geçiren bir inşaat işçisini ameliyat ettiğini söylediler. Ataşehir Dünya Göz Hastanesindeki doktorun buraya gelmesini bekledik. Beni yanlış hatırlamıyorsam 507 numaralı odaya aldılar. Haa bak odaya almadan önce muayeneden sonra o anda İstanbul’da olan tüm Ae2 ekibi, Engin Hoca ve Melih abi yanımdaydı. (Başka biri varmıydı hatırlamıyorum. Kafa gidikti acık. Kusura bakmayın) Bir tür bekleme salonunda beklerken Annem aradı. Olcay; “Abi annen arıyor” dedi. Telefonu açtım ve sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladım. Telefonu kapattıktan sonra kim dedi hatırlamıyorum ama abi annen bence şüphelenmiştir dedi. Dedim niye. E abi proje yapıyorum ders çalışıyorum falan dedin. Annen kesin şüphelenmiştir dedi. Neyse odaya geçtikten sonra gerçekten titrediğimi hatırlıyorum. Soğuğun da etkisi vardır mutlaka ama o an ki halimi sadece soğukla açıklayamam. Korku ve umutsuzluk o an beni ele geçirmeye çalıştı desem yeridir. Ameliyat öncesi son kez kustuktan sonra beni -1. kata, ameliyathaneye aldılar. Narkozu sağ elimden vermeye başladıklarında aha dedim birazdan gidiyorum. netekim dan diye uyuyakalmışım. Gözlerimi (ya da gözümü desem daha doğru olur) 507 numaralı odada açtım. Bana sonradan anlattılar. Narkozu verirken olayın nasıl olduğunu sormuşlar. Ben olayı anlatırken gitmişim meğerse. Bu arada atlamadan etmeyeyim ameliyat için giydirdikleri kıyafet varya efsane rahat. Ben eve alıcam onlardan bi kaç tane. How I Met Your Mother da Marshall’ın giydiği gecelik vardır. Bir ara Barney’ye giydirmeye çalışmıştı tiril tiril. Aynı öyle hissediyor insan. Ne diyordum. Hah gece boyu yanlış hatırlamıyorsam Serhat, Serkan, İbo, Olcay ve Melih Abi yanımdalarmış. Her uyanışımda saati ve ne zaman su içebileceğimi sordum. Biraz kafa açtım işin gerçeği ama acayip susamıştım. O kadar nazım geçsin :) Olayın ilk günü kabaca böyle geçti. Sonradan aklıma gelen şeyler olursa ilk gün için eklemeler yaparım. İlk ne zaman dedim hatırlamıyorum ama buraya yazmazsam olmaz. Pes Etmek Yok!
Geçen hafta sıradışı ve talihsiz bir olay yaşadığım için bu aralar pek bir şey yazamıyorum koyumavi bloguma. Bu haftasonu geçen hafta ne oldu? Hayatımda nasıl değişiklikler var? başlıklarını içeren uzun bir yazı yazmaya çalışacağım. Şu an en olası ve en kötü ihtimale rağmen bile moralim yerinde. Umut varsa vardır yoksa da yoktur demiyorum. O umudu bir şekilde yaratırım. Önemli olan istediğim şeye inanmam. Son ana kadar pes etmek yok! Hangi doktorun ne dediği önemli değil. Doktorlara baksan Lance Armstrong ve Özgür Baştaş aramızda değildi. Ki benim sıkıntım bunların yanında zaten hiçbir şey. Güçlü ol. Dik dur. Pes Etmek Yok! Bu lafları dersler için söyledim notlar aldı yürüdü. Demek ki işe yarıyor. Aç karna tok karna ne zaman ritmim düşse kendime bunları söylüyorum. Faydasını gördüm. Bu kez de işe yarayacak, inanıyorum.
Bugün başım ne ağrıdı arkadaş. Hande o ağrı kesiciyi vermeyeydi nanaydı günün geri kalanı. Ha şimdi gene geri kalan bölüm nanay. Çöldeyim. Sesimin yankılanacağı bir yüzey yok. Boşluk. Zifiri karanlık olduğu için göremiyorum. Dokunacak hiçbir şey yok. Elim kolum bağlı olsa daha iyi. Attığım her adım yanlış. Doğru yol hangisi? Doğru yer neresi? İşin sistematiği yok. Dün attığım doğru adım bugün yanlış ya da ikinci adımım her zaman yanlış. Benim ilk adımım hep yanlış. Nereye baktığımı bile bilmeden doğru olanı nasıl bulurum? Koku yok, ses yok, görüntü yok, his yok… Sadece boşlukta durarak yanlışla doğruyu nasıl ayırt ederim? Yaşadığımı nasıl anlarım? Yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir.* Ardıma bakmadan dümdüz yürüsem boşluktan çıkar mıyım? İnsan hissetmeden düz yürüyemez. Daireler çizer. Ne başa dönebilir ne sonunu görebilir. Sonsuz döngü. Dante’nin bile hayal edemeyeceği cehennem katı. Sadece boşluk. Sadece katil. Sadece maktul. Katil ve maktul aynı kişi. Kaçamamanın verdiği çaresizlik de burada bu katta.